Özgür Müftüoğlu, Türkiye’deki otoriterleşme sürecinin demokrasi ve toplumsal barış için tehdit oluşturduğunu vurguladı. 15 Temmuz sonrası çıkarılan KHK’larla birlikte Kürt siyasetçilere yönelik hak ihlalleri başlamış, yerel yönetimlere kayyum atanmıştır. TBMM’nin işlevsizlik kazandığı bu dönemde, otokrasinin kalıcı hale geldiği ifade ediliyor.
Otoriterleşme ve kayyum atamaları
15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL döneminde, bireylerin hakları ciddi şekilde kısıtlanmıştır. Bu süreçte, Kürt siyasetçilerin tutuklanması ve belediyelere kayyum atanması, iktidarın muhalefeti susturma çabalarının bir parçasıdır. TBMM, bu dönemde adeta işlevsiz hale gelmiştir.
Kürt halkına yönelik hak ihlallerinin ardından, diğer muhalefet unsurlarının da hedef haline geldiği görülmektedir. CHP’li belediyelere yönelik yapılan saldırılar ve yeni siyasi oluşumlarla birlikte, muhalefet daha da zayıflatılmak istenmektedir.
Belediye başkanlarının durumu
İstanbul ve diğer büyükşehirlerde, CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması dikkat çekmektedir. Bazı başkanlar, AKP ile işbirliği yaparak koltuklarını kurtarmayı tercih etmektedir. İzmir B.B. Başkanı Cemil Tugay, bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
Bu durum, yerel yönetimlerin halkın iradesine ne denli sahip çıktığını sorgulatmaktadır. AKP’nin atadığı kayyumlar, bu yerlerde yaşayan insanların haklarını ihlal etmeye devam etmektedir.
Toplumsal barışın önemi
Otoriterleşme süreci, sadece belirli bir kesim için değil, tüm toplum için tehlike arz etmektedir. Seçilmiş vekillerin cezaevine konması ve kayyumlarca yönetilen şehirlerde yaşayan halkın iradesinin gasp edilmesi, ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, toplumsal barışın sağlanması açısından da bir engel oluşturuyor.
Kürt halkının iradesine yıllardır el konulması, sadece geçmişteki duyarsızlıkla değil, gelecekteki barış umutlarıyla da bağlantılıdır. Toplumun bu durumu unutmaması ve gerekli tepkileri vermesi önemlidir.